Pazartesi, Mayıs 31, 2010

başlıksız

bütün kapılar teker teker kapanıyor mu, bana mı öyle geliyor? büyüyor muyuz? yetişmemiz gereken yerler/insanlar mı var? noluyoruz yahu?

Pazar, Mayıs 30, 2010

pratik>teori

na buraya yazıyorum: bi daha yaşamadığım, hissetmediğim, bilmediğim konular hakkında atıp tutmıycam.
bugün öğrendim ki yaşamadığın şeyler konusunda fikir yürütmek boşaymış. ben olsaydım şöyle hissederdim'ler, bunu yapardım'lar yalanmış, farazi durumlar için uydurduğun mantık zincirleri elinde parçalanırmış.
pratik, teorinin ağzına bile sıçarmış gerçek hayatta.

beklemek II

ve bazen beklediğin her şey olmuyor.

beklemek

aramasını bekle. mail/mesaj atmasını bekle. msn'e gelmesini bekle. konuşmasını bekle. cümlesini toparlamaya çalışmasını bekle. kırıcı olmamaya çalışmasını bekle. seni anlamasını bekle. kendini anlamasını bekle. duygularını ifade etmeyi öğrenmesini bekle. ne yaptığını bilmesini bekle. kendini rahat hissetmesini bekle. seni rahatlatmasını bekle.

Cuma, Mayıs 28, 2010

diş macunu kabusu

ortasından sıkılmış diş macunu beni geriyor. eğer güne ortasından sıkılmış bir diş macunu görerek başlıyorsam günüm kötü geçiyor.

Perşembe, Mayıs 27, 2010

küfür üzerine

bazen gereksiz yere küfür ediyorum, bazen de gerektiği yerde etmiyorum. eskiden uslu kız olduğum için küfretmezdim, sonradan feminist olduğum için. ama daha sonra feminist olduğum için küfretmeye başladım. başladım derken ilk küfrümü ediyorum. hadi bakalım : "hassiktir!" diye olmadı tabi. dilimin ucuna gelenleri tutmamaya başladım sadece. dilimin ucuna geliyosa söylemişim söylememişim fark etmez diye düşündüğümden böyle oldu. hala da öyle düşünüyorum. bazen şüpheye düşüyorum evet ama ben küfürü seviyorum.
bunun üzerine bir sürü şey daha yazabilirim. yazarken kendimle çelişebilirim. "dur mına koyim küfür galiba kötü bişey" gibi ironik cümleler kurabilirim.
hatırlıyorum da eskiden küfür edebilmek için yapabileceğin şeyler ve yapamayacağın şeyler ayrımı vardı. kadınlar sikemez ya mesela şöyle dolu dolu "sikicem ama belanı" diyemezlermiş gibi gelirdi. ama erkeklerin ağızlarından çıkanı kulaklarının duymasını gerek yoktu zira onların yapabileceği şeylerin kümesi kadınlarınkini kapsıyor, ordan evrenin derinliklerine yelken açıyordu. sanki ağzına sıçtığımın erkekleri sikecekleri, sokacakları, koyacakları her şeyi itinayla yerine getiriyorlar da, biz kadınlar dilimizin ucuna kadar gelen kelimeleri gerisingeri yutuyoruz aman yapamayacağımız şeyleri söylemeyelim diye.
hala tartışmaya açık yerleri var tabi bu meselenin. küfür ettikçe bu ayrımcılığı pekiştirmiş olmuyor musun? kendine hakaret etmiş sayılmıyor musun? şahsen gerçek anlamda düşünmediğim sürece (edilen küfürlerin çoğu zaman gerçekleştirilmediğini göz önüne alacak olursak) kendime hakaret ettiğimi düşünmüyorum. başkasına da hakaret ettiğimi düşünmüyorum. erkeklerin çenelerini zorla kapatamayacağımıza göre kadınların da çenelerini açma vaktinin geldiğini düşünüyorum. bunun ayrımcılığı pekiştirmekten ziyade durumu eşitlediğini sanıyorum.
küfür her dilde var. bütün küfürler erkek elinden çıkma, hepsi de erkeğin iktidarını pekiştirme yolunda. ama nerden baksan deşarj ediyor sinirleri. küfür yerine hiçbir anlamı olmayan random harfler bütünü kullansak bu etkiyi yaşar mıyız? sanmıyorum. o yüzden bana kendimi iyi hissettiriyorsa, işin ucunda gerçeğe dönüşme amacı taşımıyorsa ko götüne gitsin diyorum ben.

ama bilmiyorum doğru mu diyorum.

Çarşamba, Mayıs 26, 2010

martı, karga, balık

şimdi tabi, ilk yazıların başlıklarındaki eğilim blogu hayvanat bahçesine döndürdü inceden. ama bi arkadaşımın blogunda görünce aklıma geldi. "martıların siyahına karga denir" demiş çocuğun biri motorda. onu bilmem ama kanatlı beyaz balıklara martı denir bence.
yine de bu çocuğun mantığı birkaç yıl önce gönüllüsü olduğum bir çocuk şenliğinde karşılaştığım bir başka çocuğun sözlerini hatırlattı bana. bahçelerindeki dut ağaçlarından bahsederken "siyah dut da var sütlüsü de var." demişti o çocuk da.
zihinleri bu kadar saf, mantıkları bu kadar basit ama kendi içinde tutarlıyken nasıl sevmeyeyim ben o çocukları?

Salı, Mayıs 25, 2010

sorumluluk

yapılması gereken işler/ödevler konusunda hissettiğim sorumluluk hissi azaldıkça ben çocukluktan çıktım. o sorumluluk hissi yeniden arttığı zaman da büyümüş olucam sanırım.
neden çocukken daha çok sorumluluk sahibiydim? cevap çok net: annem de babam da ilkokul öğretmeniydi çünkü.

şimdilik özeti

hani oluyo ya bazen. hayatta yapmam dediğin şeyleri yaparken buluyosun kendini. doğruyla yanlış yer değiştiriveriyor ya bi anda. işte öyle bi durumdayım. bi ara yazıcam bunu. bi ara arka planı da değiştiricem. bu ne böyle götüm gibi...

Pazar, Mayıs 23, 2010

baykuş, fil, penguen

bence en güzel hayvanlar. doğru sırasıyla değil ama. bugün baykuşum.